SEREBROTENDİNÖZ KSANTOMATOZİS (STK)

STK her birinin başlangıcı ve ciddiyeti farklılık gösteren, hastalığa özgü bir dizi tabloya neden metabolik bir hastalıktır.

STK nadir ve gerçekte olduğundan daha az tanı konulan otozomal resesif bir bozukluktur. Hastalık anne ve babadan otozomal resesif olarak geçer.

STK’ya mitokondri enzimi olan “27-hidroksilaz”ı kodlayan CYP27A1 genindeki mutasyonlar neden olur.

STK’da görülen ayırt ettirici tablolar arasında süt çocukluğunda ya da erken çocuklukta başlayan diyare (ishal), çocukluk çağında ortaya çıkan katarakt, tendon ksantomları ve ilerleyici nörolojik bozulma vardır.

STK’nın değişkenlik gösteren ve birden fazla sistem üzerinde görülen etkileri tanının konulmasında güçlüğe neden olmaktadır.

Bu belirti ve bulguların başlangıçları ve ağırlığı değişkenlik gösterir ve tüm hastalarda hastalığı tanımlayan 4 tablonun hepsi birden olmayabilir.

Ayrıca, hastalığı tanımlayan tablolar farklı organ sistemlerini etkilediğinden, hastaların farklı dallardaki uzmanlara başvurma olasılığı yüksektir ve bu da tanıyı geciktirmekte ve gerçekte olduğundan daha düşük oranda tanı konmasına neden olmaktadır.

STK olgularının yaklaşık yarısında kronik diyare (ishal) geliştiği düşünülmektedir.

Seçili olgu serilerinin sistematik bir incelemesi, STK hastalarında kronik diyare sıklığının %48 olduğunu göstermiştir.

Birçok hasta için diyare en erken bulgudur. Diyare genellikle çocukluk ve süt çocukluğu başlangıçlı olarak tanımlanır, ancak tanı konulmamış hastalarda erişkinlikte de devam edebilir. Tanı konmadan önce hastalar ve onlara bakmakla yükümlü kişiler kronik diyare nedeni ile sık olarak uzmanlara başvururlar.

Tendon ksantomları STK’nın ayrıcı özelliğidir. Tendon ksantomları STK olgularının yarısından fazlasında oluşur. Tendon ksantomları sıklıkla 10-30 yaşları arasında ortaya çıkar ve en sık olarak aşil tendonu etkilenir.  STK’da tendon ksantomları, kolestanol, kolesterol ve diğer lipidleri içeren makrofajların tendonları infiltre ederek, bağ dokudaki kollajen liflerini bozmaları ile oluşur. Serum trigliserid ve kolesterol seviyeleri normal olup tendon ksantomu olan tüm hastalarda STK’dan şüphelenilmelidir.

Birçok STK olgusunda açıklanamayan iki taraflı juvenil (sonradan çocukluk çağında ortaya çıkan) katarakt gelişir.

Gençlik döneminde başlayan açıklanamayan kataraktlar STK tanısının konmasında önemli bir fırsattır. STK’da kataraktlar tipik olarak erken başlangıçlı ve iki taraflıdır. Kataraktlar sık olarak 4-18 yaş arasında ortaya çıkar.

Tedavi edilmemiş STK ilerleyici nörolojik sorunlara neden olabilir

İlerlemiş STK hastaları beynin birçok bölgesindeki lipit birikintilerinin ve beyaz cevher kaybının bulgularını gösterirler.

Tanısı atlanan ya da geciken STK Hastaları erişkinlik yaşamlarının ilk yıllarında zihinsel ve fiziksel yetersizlikle yüz yüze kalabilir.

STK’da hastalar genellikle okul çağında geldiklerinde zihinsel yetersizliğin ilk belirtileri vardır. Hastalar yirmili ve otuzlu yaşlarına geldiklerinde zihinsel yetersizlik demansa (unutkanlık) ilerleyebilir.

Erken nörolojik belirti ve bulgular gözden kaçabilir ve kolaylıkla başka sorunlarla karışabilir.

STK hastalarında nöbetler de sık görülür. Tanı konulduğu sırada hastalarda %24 ile %34 arasında değişen oranlarda epilepsi (nöbet) vardır ve başlangıç yaşı hastalar arasında değişkenlik gösterir.

Eğer erken tanı konulup uygun tedavi verilmezse, STK ilerleyerek ciddi fiziksel ve zihinsel yetersizliğe neden olabilir.

TANI:

STK’nın taramasında kullanılan öncelikli biyokimya testi kanda kolestanol testidir.

STK kanda kolestanol seviyesinin yükselmesine neden olur. Normale göre kolestanol seviyelerinin ≥5-10 kat artmış olması yüksek derecede

STK’ya özgü bir durumdur ve hasta bir klinik genetik ya da metabolizma uzmanına yönlendirilmelidir.

Birden fazla sistemi tutma özelliği nedeni ile, STK halen farklı dallardan bir uzmanlar grubu tarafından tedavi edilmektedir.

Genetik analiz ile de tanı konulabilir.

TEDAVİ:

SKT’da vücutta sentezlenemeyen kolik asit ve kenodeoksikolik asit gibi ilaçlar ağız yoluyla hastaya verilerek hastalığın önüne geçilebilir. Erken tanı tedavinin etkinliği özellikle nörolojik etkilerin önüne geçebilmek için önemlidir.

SEREBROTENDİNÖZ KSANTOMATOZİS tanı, tedavi ve takibi için merkezimize başvurabilirsiniz. Merkez bilgilerimiz için tıklayınız.

Bu konu hakkında bize soru sorabilirisiniz.

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: image.png
Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: ekran-resmi-2024-10-25-11.42.43-1.png

TİROZİNEMİ TİP 1 (HEPATORENAL TİROZİNEMİ)

Tirozinemi tip 1 bir tür amino asit metabolizması bozukluğudur. Tirozinemi tip 1 hastaları, yedikleri gıdalardan tirozin adı verilen bir amino asidi parçalamada sorun yaşarlar.

Tedavi edilmezse, durum ciddi karaciğer hastalığına ve diğer ciddi sağlık sorunlarına neden olur.

Hastalık anne ve babadan otozomal resesif şekilde genetik olarak geçer.

Tirozinemi 1, fumarilasetoasetaz (FAH) adı verilen bir enzim eksik olduğunda veya düzgün çalışmadığında ortaya çıkar.

FAH çalışmadığında tirozini parçalayamaz. Tirozin ve diğer zararlı maddeler daha sonra kanda birikir. Süksinil aseton birikimi bunlar içinde en önemli olanıdır.  

Kanda süksinil aseton biriktiğinde ciddi karaciğer ve böbrek hasarına neden olur. Ayrıca halsizlik veya ağrı krizlerine de neden olabilir.

Semptomlar kişiden kişiye büyük ölçüde değişebilir. İki tip tirozinemi vardır.  Daha yaygın olan tip yenidoğan (infantil tip) döneminde görülen tiptir. Daha az yaygın olan tip daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde görülen tiptir.

İnfantil tip tirozinemi 1:

Bebekler genellikle yaşamın ilk birkaç ayında durumun etkilerini gösterir. İlk belirtilerden bazıları şunlar olabilir:

  • İshal ve kanlı dışkı
  • Kusma
  • Zayıf kilo alımı
  • Aşırı uyku hali
  • Sinirlilik
  • Deride veya idrarda “lahana benzeri” koku
  • Karaciğer sorunları yaygındır. Şunlara yol açabilirler:

Büyük karaciğer

Cildin sararması

Kolayca kanama ve morarma eğilimi

Bacak ve karın şişmesi

Karaciğer yetmezliği

  • Böbrek sorunları da olur ve şunlara yol açabilir:

Raşitizm (kemik incelme durumu)

Yürümede gecikmeler

Bazı bebeklerin şunları içeren bölümleri de vardır:

  • Özellikle bacaklarda ağrı veya halsizlik
  • Solunum Problemleri
  • Nöbetler
  • Koma, bazen ölüme yol açar.

Erken ve hızlı tedavi edilemeyen bebekler ciddi karaciğer ve böbrek sorunları nedeniyle kaybedilebilir.

Çocuklarda tirozinemi 1 (“kronik” tip):

Kronik tipte çocuklar genellikle 2. aydan sonra sonra semptomlar yaşamaya başlar. İlk belirtilerden bazıları kilo almada zorluk ve kusma ve ishal atakları olabilir. Zamanla, durum karaciğer, böbrek ve sinir sisteimi sorunlarına neden olabilir.

Karaciğer bulguları: Durum tedavi edilmezse, nodüler siroz meydana gelebilir. Bu zamanla kötüleşir ve karaciğer yetmezliğine yol açabilir. Tedavi edilmezse birçok çocuk 10 yaşından önce karaciğer yetmezliği veya karaciğer kanseri geliştirir. İlaçlar erken başlandığında çoğu çocukta karaciğer yetmezliğini önleyebilir.

Böbrek bulguları: Tedavi edilmeyen çocuklarda ciddi böbrek sorunları ortaya çıkabilir. Böbrekler düzgün çalışmadığında kusma, halsizlik ve ateş nöbetleri olabilir. Kemiklerde incelme durumu olan raşitizm böbrek hasarı olan çocuklarda ortaya çıkabilir. İlaç tedavisi çoğu çocukta böbrek problemlerini önleyebilir.

Nörolojik krizler: Bazı çocukların kollarında, bacaklarında veya vücudun diğer kısımlarında güçsüzlük, ağrı veya uyuşma dönemleri vardır. Solunum sorunları ve hızlı kalp atışı da olabilir. Bazı çocukların komaya yol açabilecek nöbetler vardır. İlaç tedavisi çoğu çocukta nörolojik kriz ataklarını durdurabilir.

Diğer bulgular: Az sayıda çocukta kalp sorunları olmuştur. Bazı hastalarda yüksek tansiyon görülebilir.

Tanı:

İdrarda ve kanda süksinilaseton artışı ile birlikte KC ve böbrek tutulumu olması tirozinemi tip 1 için patognomoniktir.

Plazmada artmış tirozin, metionin ve fenilalanin konsantrasyonu vardır. Kord kanında bakılan tirozin seviyesi normal saptanabilir.

İdrarda tirozin metabolitlerinin atılımı: artmış p-hidroksifenilpiruvat, p-hidroksifenillaktat, p-hidroksifenillaktat idrar organik asitlerinde saptanabilir.

İdrarda delta ALA artışı süksinilaseton ile delta ALA dehidrataz enziminin KC ve eritrositlerde baskılanmasıyla artar.

Azalmış FAH enzim aktivitesi deri ve fibroblast kültüründen bakılabilir.

FAH geninde (15q25.1) analizi ile de tanı konulabilir.

Tedavi:

Akut yönetimde, solunum desteği, sıvı replasmanı, kanma diyatezi için kan ürünleri önerilir.

Para hidroksifenilpiruvik asit dioksijenaz (p-HPPH)’i baskılayan Nitisinon (Orfadin, Tisinon 5 mg/10 mg) [2-(2-nitro-4-trifluoro-metilbenzoil)-1,3 sikloheksanedion] (NTBC) tirozin yıkımını ikinci basamağından durduru. Böylece fumarilasetoasetat oluşumu ve onun süksinilasetoasetata dönüşümü engellenmiş olur.

Nitisinon tedavisi kanda tirozin miktarını arttırdığı için olgulara ayrıca tirozinden ve fenilalaninden kısıtlı diyet verilmesi gerekmektedir. Böylede korneada tirozin kristalleri oluşumu engellenmiş olur.

Nitisinon tedavisine yanıtsızlık: Genellikle 1 hafta içinde laboratuvar düzelme beklenir. Eğer aksi olur idrar ve kan süksinilaseton düzeyi ısrarlı yüksek ise doz arttırılabilir. Tedavi ilerleyen yanıtsızlıkta KC nakli düşünülmelidir.

Tirozinden fakir diet: Nitisinon, tirozin yıkımını engellediği için kanda tirozin seviyesi yükselir. Tirozin kristallerinin korneada birikmesine bağlı fotofobi oluşmaktadır. Diyette fenilalanin ve tirozinden kısıtlı vejeteryan diyet yapılmaktadır. Plazma tirozin seviyesi 200-500 mmol/L düzeyinde tutulması amaçlanmaktadır.

Göz komplikasyonları tirozinin 800mmol/L altında olması ile önlenebilir.

KC transplantasyonu: Nitisinon tedavisine yanıtsızlık veya KC yetmezliği veya karaciğer kanseri durumunda kesin tedavi yöntemi KC transplantasyonudur.

AFP yükselmesi dikkatli incelenmeli 10mm üzerindeki nodüllerde transplant düşünülmelidir.

İkincil koruma: Renal tubuler fanconi sendromuna sekonder karnitin eksikliği görülebilir. Bu durum iskelet kası güçsüzlüğüne neden olur. Tubuler hasara bağlı osteoporoz ve rikets görülür. Olgularda fosfat dengesi ayarlanmalı ve 25 OH D vitamini verilmelidir.

Tirozinemi tanı, tedavi ve takibi için merkezimize başvurabilirsiniz. Merkez bilgilerimiz için tıklayınız.

Bu konu hakkında bize soru sorabilirisiniz.

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: image.png
Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: ekran-resmi-2024-10-25-11.42.43-1.png

NİEMANN-PİCK A/B (SFİNGOMYELİNAZ EKSİKLİĞİ)

Niemann Pick hücre içinde bulunan lizozom adı verilen yapıların içinde yer alan sfingomyelinaz adlı enzimin genetik olarak doğuştan eksikliği sonucu ortaya çıkan bir metabolik hastalıktır.

Hastalıkta sfingomiyelinaz enzminin çalışamaması sonucu hücrelerde sfingomiyelin adlı maddenin birikimi meydana gelir. Bu birikim hastadaki şikayetlerin ve bulguların sebebidir.

Hastalık anne ve babadan genetik olarak otozomal resesif şekilde kalıtılır.

Hastalık klinik bulgularına göre ağır olan Niemann Pick A ve hafif klinik ile seyreden Niemann Pick B olarak iki gruba ayrılır.

Niemann Pick Tip A:

Niemann Pick A hastalığı, çocukluk döneminde görülür ve sinir sistemi bulgularının ön planda olduğu ve erken yaşta hasta kayıplarına neden olan formudur.

İlk semptomları genellikle yaşamın 3. ayda başlayan karaciğer ve dalak büyüklüğüdür. İlerleyen dönemlerde karaciğer ve dalak çok büyük hale gelir.

Sinir sistemi tutulumu nedeni ile hastalarda psikomotor gelişim 12. ay seviyesini geçemez. İlerleyen yaşlarda kazanılmış beceriler kaybolmaya başlar. Hastalarda ağır nöromotor gelişme geriliği vardır.

Başvuru anında kas kuvveti zayıflığı hafif olabilmekle birlikte zamanla kas kuvveti kaybı ilerler. Buna bağlı beslenme problemleri ve büyüme geriliği ortaya çıkar.

Bazı olguların göz muayenelerinde göz dibinde lipit birikimine bağlı “Kiraz lekesi” bulgusu saptanabilir.

Akciğerde sfingomiyelin birikimi nedeniyle tekrarlayan akciğer enfeksiyonları ve solunum yetmezliği görülür.

Niemann Pick Tip A olguların ortalama yaşam süresi 3 yaş olarak bildirilmektedir.

Niemann Pick Tip B:

Niemann Pick tip A’ya göre daha geç ortaya çıkan ve daha ılımlı seyreden formdur.

Dalak ve karaciğer büyüklüğü ile seyreder, karaciğer bulguları genellikle sabit seyreder.

Akciğer fonksiyonlarda kademeli kötüleşme (interstisyel akciğer hastalığı) görülebilir bu açıdan olguların takip edilmesi önemlidir.

Olguların bazılarında kemik erimesi (ostepeni) görülebilir.

Olgularda hiperlipidemiye yatkınlık nedeni ile ateroskleroz (damar sertleşmesi) riski ilerleyen yaşlarda sağlıklı insanlara göre artmıştır. Düşük HDL (iyi kolesterol) seviyesi, artmış trigliserid ve LDL (kötü kolesterol) seviyesi saptanmaktadır.

Dalak büyümesine bağlı kan pıhtılaşmasında görev alan kan pulcukları (trombositler) azalabilir. Buna bağlı hastalarda travmalara bağlı kolay kanama şikayetleri olabilir.

Dalak büyümesine bağlı karın ağrısı görülebilir.

Sinir sistemi bulguları Niemann Pick Tip A’ya göre daha az sıklıkla karşılaşılır. İleri yaş grubunda (2-7yaş) sinir sistemi bulguları daha sık görülmektedir.

Olguların 1/3’ünde göz dibi bakısında kiraz lekesi görülebilir.

TANI:

Sfingomyelinaz enzim aktivitesinin azalmış olduğunun tayini veya

SMPD1 geninde anlamlı mutasyon saptanması tanı koydurur.

Kemik iliğinin mikroskobik incelemesinde lipit yüklü makrofaj hücreleri saptanabilir.

TEDAVİ:

Son yıllarda enzim yerine koyma tedavisi (OLİPUDASE ALFA,) Niemann Pick Tip A/B hastaları içni kullanılmakta ve umut verici sonuçlar vermektedir. Hastalarda kan değerlerinde iyileşme karaciğer dalak hacimlerinde küçülme akciğer tutulumunda belirgin iyileşme sağlmaktadır.

Niemann Pick A/B hastalığı tanı, tedavi ve takip için merkezimize başvurabilirsiniz. Merkez bilgilerimiz için tıklayınız.

Bu konu hakkında bize soru sorabilirisiniz.

İzovalerik asidemi tanı, tedavi ve takibi için merkezimize başvurabilirsiniz. Merkez bilgilerimiz için tıklayınız.

Bu konu hakkında bize soru sorabilirisiniz.

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: image.png
Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: ekran-resmi-2024-10-25-11.42.43-1.png

PROPİYONİK ASİDEMİ

Besinlerle alınan ‘’Valin, metionin, treonin ve izolösin’’ adı verilen amino asitlerin ve yağ asitlerinin metabolize olmaması sonucu ortaya çıkan bir organik asidemidir.

Anne ve babadan genetik (otozomal resesif) olarak geçer.

Hastalar ‘’Valin, metionin, treonin ve izolösin’’ adı verilen amino asitlerin ve yağ asitlerini ihtiva eden besin ile beslendikten sonra metabolitleri olan propiyonik asit ve glisin kanda birikerek hastalık bulgularına yol açar.

Hastalık Propionil CoA karboksilaz adı verilen bir enzimin yeterli işlevi görmemesinden kaynaklanır.

KLİNİK

Genellikle bulgular yenidoğan döneminde başlamakla birlikte hastalığın hafif formlarında ilk bulgular çocukluk veya adölesan dönemde de görülebilir.

Hastalar kusma, beslenememe, halsizlik, uyku hali ile gelebilir.

Ağır hastalarda nöbet ve koma ve inme görülebilir.

Metabolik krizer yüksek proteinli gıda ile beslenme, uzun süre açlık, ateşli enfeksiyonlar ve cerrahi operasyonlar ile tetiklenebilir.

Metabolik kriz dönemleri arasında propiyonik asidemili çocuklar sağlıklı olabilir. Ancak, bazılarının nörolojik gelişme geriliği ve farklı oraganları ilgilendiren sağlık sorunları görülebilir. Bazı hastaların, metabolik kriz yaşamamış olsalar bile uzun vadeli sorunları vardır. Bunlar:

  • Öğrenme sorunları veya zihinsel engeller
  • Yürüme ve motor becerilerdeki gecikmeler
  • Anormal istemsiz hareketler (distoni ve kore)
  • Spastisite adı verilen sert kas tonusu
  • Kısa boylu zayıf büyüme
  • Deri döküntüleri ve enfeksiyonları
  • Osteoporoz
  • Karaciğer büyümesi
  • Kalp problemleri
  • Böbrek hastalığı veya yetmezliği
  • Gözdeki sinirlerle ilgili problemlere bağlı görme kaybı

LABORATUVAR

Hastaların eş zamanlı laboratuvar bulgularında metabolik asidoz, kan şekeri düşüklüğü, kanda ve idrarda keton artışı, kanda amonyak yüksekliği, anemi, kan pulcuklarında (trombosit) ve akyuvar sayısında azalma görülebilir.

Ataklar arasında ve hastalığın hafif olduğu hastalarda semptom ve bulgular görülmez.

TANI

Tandem MS ve idrar organik asitlerindeki metabolik atılımlar ile tanı konulabilir.

Genetik analiz (PCCA, PCCB) ile de tanı konulabilmektedir.

TEDAVİ

Zihinsel engellilik olasılığını ve ciddi tıbbi problemleri azaltmak için erken tedavi elzemdir.

Ağızdan alınan antibiyotikler, bağırsak bakterileri tarafından yapılan propiyonik asit miktarını azaltmaya yardımcı olabilir. Hastanın antibiyotiğe ihtiyacı olup olmadığına klinik takibe göre karar verilir.

Bazı hastalara ağız yoluyla biotin takviyesi verilebilir. Biotin, vücudun gıdalardan enerji elde etmesine yardımcı olan bir B vitamini türüdür. Biotin’in Propionil CoA karboksilaz enzimine yardımcı olduğu kanıtlanmamıştır, ancak hastalar için yararlı olup olmadığını görmek için denebilen bir tedavidir.

İzolösin, valin, metiyonin ve treonin amino asitlerinde düşük miktarda içeren diyet tedavisi başlanmalıdır. Diyetteki çoğu yiyecek karbonhidrat ağırlıklıdır (ekmek, tahıl, makarna, meyve, sebze vb.). Karbonhidrat oranı yüksek, protein ve yağ oranı düşük bir diyet, metabolik krizlerin önlenmesine yardımcı olabilir.

L-kartinitin hastalarda propiyonik asidin uzaklaştırılması için verilebilmektedir.

Akut krizlerde damar içi yüksek glikoz ve bikarbonat tedavisi gerekebilir.

Amonyak düşürücü tedavilere yanıt alınamaması halinde diyaliz uygulanabilir.

İzovalerik asidemi tanı, tedavi ve takibi için merkezimize başvurabilirsiniz. Merkez bilgilerimiz için tıklayınız.

Bu konu hakkında bize soru sorabilirisiniz.

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: image.png
Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: ekran-resmi-2024-10-25-11.42.43-1.png

METİLMALONİK ASİDEMİ (MMA)

Besinlerle alınan ‘’Valin, metionin, treonin ve izolösin’’ adı verilen amino asitlerin ve yağ asitlerinin metabolize olmaması sonucu ortaya çıkan bir organik asidemidir.

Anne ve babadan genetik (otozomal resesif) olarak geçer.

Hastalar ‘’Valin, metionin, treonin ve izolösin’’ adı verilen amino asitlerin ve yağ asitlerini ihtiva eden besin ile beslendikten sonra metabolitleri olan metilmalonik asit ve glisin kanda birikerek hastalık bulgularına yol açar.

Birkaç farklı MMA türü vardır. Bazı türler B12 vitamini enjeksiyonları ile tedavi edilebilir. Bu türlere “B12 vitamini duyarlı” denir. Genellikle B12 vitamini ile tedavi edilebilen iki MMA türü, Kobalamin A (CblA) eksikliği ve Kobalamin B (CblB) eksikliğidir.

B12 vitamini ile tedavi edilemeyen başka MMA türleri de vardır. Bu türlere “yanıt vermeyen B12 vitamini” adı verilir. Bunlardan biri “Mut 0” olarak adlandırılır. Metilmalonil-CoA mutaz adı verilen bir enzimin bulunmamasından kaynaklanır. B12 vitamini tedavisine yanıt vermeyen başka bir MMA türü, “Mut-” olarak adlandırılır. “Mut-” tipi MMA’ya sahip kişilerde çok az metilmalonil-CoA mutaz enzimi vardır.

KLİNİK

Genellikle bulgular yenidoğan döneminde başlamakla birlikte hastalığın hafif formlarında ilk bulgular çocukluk veya adölesan dönemde de görülebilir.

Hastalar kusma, beslenememe, halsizlik, uyku hali ile gelebilir.

Ağır hastalarda nöbet ve koma ve inme görülebilir.

Metabolik krizer yüksek proteinli gıda ile beslenme, uzun süre açlık, ateşli enfeksiyonlar ve cerrahi operasyonlar ile tetiklenebilir.

Metabolik kriz dönemleri arasında MMA’lı çocuklar sağlıklı olabilir. Ancak, bazılarının nörolojik gelişme geriliği ve farklı organları ilgilendiren sağlık sorunları görülebilir. Bazı hastaların, metabolik kriz yaşamamış olsalar bile uzun vadeli sorunları vardır. Bunlar:

  • Öğrenme sorunları veya zihinsel engeller
  • Yürüme ve motor becerilerdeki gecikmeler
  • Anormal istemsiz hareketler (distoni ve kore)
  • Spastisite adı verilen sert kas tonusu
  • Kısa boylu zayıf büyüme
  • Deri döküntüleri ve enfeksiyonları
  • Osteoporoz
  • Karaciğer büyümesi
  • Kalp problemleri
  • Böbrek hastalığı veya yetmezliği
  • Gözdeki sinirlerle ilgili problemlere bağlı görme kaybı

MMA’lı az sayıda hastada hiçbir zaman semptom görülmez.

LABORATUVAR

Hastaların eş zamanlı laboratuvar bulgularında metabolik asidoz, kan şekeri düşüklüğü, kanda ve idrarda keton artışı, kanda amonyak yüksekliği, anemi, kan pulcuklarında (trombosit) ve akyuvar sayısında azalma görülebilir.

Ataklar arasında ve hastalığın hafif olduğu hastalarda semptom ve bulgular görülmez.

TANI

Tandem MS ve idrar organik asitlerindeki metabolik atılımlar ile tanı konulabilir.

Genetik analiz (MUT, MMAA, MMAB) ile de tanı konulabilmektedir.

TEDAVİ

Zihinsel engellilik olasılığını ve ciddi tıbbi problemleri azaltmak için erken tedavi elzemdir. B12 vitaminine duyarlı MMA olan çocuklara B12 vitamini verilir. Ek olarak, çoğu çocuğun düşük proteinli bir diyete girmesi ve özel bir tıbbi formül başlanması gerekir. Hastada MMA olduğunu öğrenir öğrenmez tedavilere başlamalıdır.

CblA eksikliği olan çocukların % 90’ından fazlası B12 vitamini tedavisine yanıt verir. CblB eksikliği olan çocukların yaklaşık % 40’ına bu tedavi yardımcı olabilir.

Ağızdan alınan antibiyotikler, bağırsak bakterileri tarafından yapılan metilmalonik asit miktarını azaltmaya yardımcı olabilir. Hastanın antibiyotiğe ihtiyacı olup olmadığına klinik takibe göre karar verilir.

İzolösin, valin, metiyonin ve treonin amino asitlerinde düşük miktarda içeren diyet tedavisi başlanmalıdır. Diyetteki çoğu yiyecek karbonhidrat ağırlıklıdır (ekmek, tahıl, makarna, meyve, sebze vb.). Karbonhidrat oranı yüksek, protein ve yağ oranı düşük bir diyet, metabolik krizlerin önlenmesine yardımcı olabilir.

L-kartinitin hastalarda metilmalonik asidin uzaklaştırılması için verilebilmektedir.

Akut krizlerde damar içi yüksek glikoz ve bikarbonat tedavisi gerekebilir.

Amonyak düşürücü tedavilere yanıt alınamaması halinde diyaliz uygulanabilir.

Metilmalonik asidemi tanı, tedavi ve takibi için merkezimize başvurabilirsiniz. Merkez bilgilerimiz için tıklayınız.

Bu konu hakkında bize soru sorabilirisiniz.

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: image.png
Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: ekran-resmi-2024-10-25-11.42.43-1.png

İZOVALERİK ASİDEMİ

Besinlerle alınan ‘’lösin’’ adı verilen amino asidin metabolize olmaması sonucu ortaya çıkan bir organik asidemidir.

Anne ve babadan genetik (otozomal resesif) olarak geçer (IVD geni).

Bir çok metabolik hastalıkta olduğu gibi izovalerik asidemide de taşıyıcı anne ve taşıyıcı babanın sorunlu allellerinin çocuklarında yan yana gelmesi ile oluşur. Taşıyıcı anne babanın çocuklarının hasta olma ihtimali %25 iken %50 ihtimalle çocukları taşıyıcı olur ve %25 sağlam çocuk sahibi olma ihtimalleri vardır. Akraba evlilikleri bu sorunlu allellerin yan yana gelme ihtimalini arttırmaktadır.

Hastalarda ‘’Lösin’’i metabolize eden ‘’izoveleril KoA dehidrogenaz’’ enziminin sentezinde sorun vardır. Hastalar lösin ihtiva eden besin ile beslendikten sonra lösin metabolitleri kanda birikerek hastalık bulgularına yol açar.

KLİNİK

Genellikle bulgular yenidoğan döneminde başlamakla birlikte hastalığın hafif formlarında ilk bulgular çocukluk veya adölesan dönemde de görülebilir.

Hastalar kusma, beslenememe, halsizlik, uyku hali ile gelebilir.

Vücutta terli ayak kokusu önemli bulgulardan biridir.

Ağır hastalarda nöbet ve koma görülebilir.

Hastaların eş zamanlı laboratuvar bulgularında metabolik asidoz, kan şekeri düşüklüğü, kanda ve idrarda keton artışı, kanda amonyak yüksekliği, anemi, kan pulcuklarında (trombosit) ve akyuvar sayısında azalma görülebilir.

Ataklar arasında ve hastalığın hafif olduğu hastalarda semptom ve bulgular görülmez.

TANI

Tandem MS ve idrar organik asitlerindeki metabolik atılımlar ile tanı konulabilir.

Genetik analiz (IVD geni) ile de tanı konulabilmektedir.

TEDAVİ

Tedavide düşük proteinli lösin içeriği düşük diyet önerilmektedir. Bu diyet için özel lösin içermeyen enteral ürünler verilmektedir.

L-glisin tedavisi vücuttaki izovalerik asitlerin uzaklaştırılması için verilmektedir.

L-karnitin de bazı hastalarda izovalerik asidin uzaklaştırılması için verilebilmektedir.

Akut krizlerde damar içi yüksek glikoz ve bikarbonat tedavisi gerekebilir.

Amonyak düşürücü tedavilere yanıt alınamaması halinde diyaliz uygulanabilir.

UZUN DÖNEM İZLEM

Erken tanı ve tedavi alan akut krizlere girmesi önlenen hastalarda normal büyüme ve gelişme ile sağlıklı bir yaşam sürdürebilmektedir.

Çocuklar büyüdükçe daha az metabolik kriz atakları geçirme eğilimindedirler.

Ağır ve tekrarlayan ataklar yaşam boyu öğrenme sorunlarına veya zihinsel engelliğe yol açabilir.

İzovalerik asidemi tanı, tedavi ve takibi için merkezimize başvurabilirsiniz. Merkez bilgilerimiz için tıklayınız.

Bu konu hakkında bize soru sorabilirisiniz.

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: image.png
Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: ekran-resmi-2024-10-25-11.42.43-1.png

MATERNAL FENİLKETONÜRİ

Fenilketonüri tanılı annelerin gebelikleri sırasında, kandaki yüksek fenilalanin seviyesinin anne karnındaki bebeği etkilemesi durumuna maternal fenilketonüri denilmektedir.

Bebekte doğum kilosunda düşüklük, baş çevresi küçüklüğü, anormal yüz bulgular, büyüme gelişme geriliği, göz ve kalp sorunları ve zeka geriliği görülebilir.

Hafif hiperfenilalaninemili annelerde bu risk daha düşüktür. Fakat hiperfenilalaninemi tanılı annelerin de gebelikleri süresince mutlaka kan fenilalanin düzeyi ile takibi gerekmektedir.

Bu durumun oluşmaması için gebelik öncesi (en az 3 ay öncesinden) kan fenilalanin düzeyi 2-6 mg/dl (120-360mmol/L) arasında tutulmalıdır. Bu olgularda diyet tedavisinden dolayı meydana gelen vitamin ve mineral desteği sağlanmalıdır.

Gebelik boyunca kan fenilalanin düzeyi 2-4 mg/dl (120-240mmol/L) arasında olacak şekilde sıkı takip edilmelidir.

Sıkı diyetin oluşturabileceği vitamin mineral eksiklikleri giderilmelidir.

Sapropterin  (Kuvan, Diterin) gebelikte güvenle kullanılabilmektedir.

Maternal fenilketonüri tetkik ve takibi için merkezimize başvurabilirsiniz. Merkez bilgilerimiz için tıklayınız.

Bu konu hakkında bize soru sorabilirisiniz.

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: image.png
Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: ekran-resmi-2024-10-25-11.42.43-1.png

FABRY HASTALIĞI

Fabry Hastalığı X kromozumu üzerinden geçiş gösteren lizozomal depo hastalığıdır.

Hastalık dünyada 40000-117000 kişide 1 görülmektedir.

a-galaktosidaz A adlı enzim eksikliğine bağlı glikolipit birikimi [globotriaosilseramid (GL3)], farklı dokularda hücre içinde birikir.

Enzim eksikliğinin derecesine göre klinik bulgularda değişiklik gösterebilmektedir.

Klasik Fabry hastalığında; erken yaşlarda başlayan genellikle karın ve kasık bölgesindeki ciltte kırmızı kabarık döküntüler (anjiokeratoma korporis diffusum), ellerde uyuşma ve ağrı (akroparestezi), az terleme (terleyememe) (hipohidrozis), ve bunlara bağlı egzersiz ve sıcağa tahammülsüzlük ve ateş yüksekliği görülebilir. Sindirim sistemini de tutan bu hastalık hastalarda karın ağrısı, ishal yapabilir. Enzimin metabolize edemediği maddeler gözün korneasında birikerek ‘’cornea verticillata’’ diye adlandırılan lekelenmelere yol açabilmektedir.

Hastalığın en önemli bulguları ise genellikle 30’lu yaşlardan sonra başlayan böbrek ve kalp etkilenmesidir.

Bunun yanında hastalarda kulak çınlaması (tinnutus) ve tekrarlayan inme atakları da görülebilmektedir.

Hastalık doğal haline bırakılırsa (tedavisiz izlemde) erkeklerde yaşam süresini ortalama 20 yıl bayanlarda ise ortalama 10 yıl kadar azalttığı belirtilmektedir.

TANI:

Erkek hastalarda enzim (GL3) eksikliğinin gösterilmesi veya genetik analiz yeterliyken kadınlarda genetik analiz yapılması gerekmektedir.

Vücutta eksik olan enzimin yerine konması tek bu hastalığın en önemli tedavi yöntemidir.

Enzimin yerine konulması tedavisi ile birlikte hastalığın ilerlemesi önlendiği ve bulgularda gerileme görüldüğü belirtilmektedir. Bu yüzden, hastalara erken tanı konulması ve erken tedavi başlanması hastalığın ilerlemesinin yavaşlatılmasında oldukça önemlidir.

KLİNİK:

Bir çoğu klasik ağır klinik bulgularla seyretmektedir.

Klasik formda enzim aktivitesi yok denecek kadar azdır.

Daha hafif ve geç başlangıçlı tipleri olan sadece kalbi (kardiyak) veya böbreği  (renal) tutan formları da mevcuttur.

Kardiyak Varyant:

60-70li yaşlarda kalp kasında büyüme (ventrikül hipertrofisi) ile kendini gösterir.

Hastalarda kalpte aritmi de yapabilir (kalp içi elektrik iletim bozukluğu).

Bu hastalarda genellikle ağır böbrek etkilenmesi görülmemektedir.

Daha çok mRNA’yı kısaltan missense mutasyonlar veya intronik lezyonlar bu duruma neden olmaktadır.

Renal Varyant:

Bu hastalarda böbrekler tutlulur. Böbrek yetmezliğine kadar ilerleyebilir. Hastalar zamanında ve uygun tedavi edilemezse diyaliz bağımlı hale gelebilir veya böbrek nakli yapılması gerekebilir.

TEDAVİ:

Son yıllarda çeşitli tedavi yöntemleri gündeme gelmekle birlikte (şaperon tedavisi, substrat redüksiyon tedavisi [migalastat]) en yaygın ve etkin kullanılan yöntem eksik olan enzimin yerine konması (enzim replasman tedavisi) tedavisidir.

Hastalar belli aralıklarla damar içine verilecek şekilde enzim tedavisi almaları gerekmektedir.

Tedavinin başarısını belirleyen en önemli faktörler tedavinin erken başlanması ve tedavinin aksatılmadan yapılmasıdır.

İki farklı enzim [Agalsidase alpha (Replagal, Shire Takeda), Agalsidase beta (Fabrazyme, Genzyme)] kullanılmaktadır.

Ülkemizde üretilmeyen bu enzimler sağlık sigortası tarafından karşılanmaktadır. Hastalar bu tedavi için bir ücret ödememektedirler.

Tedavi başarısını etkileyen en önemli faktörler klinik bulguların erken döneminde tedaviye başlanmış olması ve tedavinin aksatılmadan düzenli alınmasıdır.

İZLEM PLANI

Hastalar; metabolizma, nefroloji, kardiyoloji, nöroloji, göz, psikiyatri, kulak-burun-boğaz, gastroenteroloji, gibi bölümlerle ortak izlenmesi gerekmektedir.

Fabry tanısı alan bir kişinin tüm akraba ve ailesi Fabry hastalığı taranmasının yapılması, hastalığın erken yakalanıp tedavisine başlanılması açısında oldukça önemlidir.

Fabry hastalığı tanı, tedavi ve takibi için merkezimize başvurabilirsiniz. Merkez bilgilerimiz için tıklayınız.

Bu konu hakkında bize soru sorabilirisiniz.

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: image.png
Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: ekran-resmi-2024-10-25-11.42.43-1.png

POMPE HASTALIĞI

Hücrelerde bulunan lizozomlar adı verilen yapılar içinde yer alan asit α-glukozidaz enzim eksikliği nedeni ile ortaya çıkan genetik geçişli bir hastalıktır.

Anne ve babadan genetik (otozomal resesif) olarak geçer (GAA geni).

Klinik Belirtiler:

Hastalık temelde iskelet kaslarını, kalp kasını ve düz kasları tutar.

Hastalığın ağırlığı, başlangıç yaşına, organ tutulum derecesine ve kas tutulumunun ağırlığına bağlıdır.

Enzim eksikliği ne kadar fazla ise hastalık o kadar erken bulgu verir ve ağır seyreder.

Hastalığın temel bulguları, kalp büyümesi, kalp kası etkilenmesi, vücut kaslarında güçsüzlüğe bağlı baş tutma, desteksiz oturma gibi gelişim gerilikleri, beslenme güçlüğü, solunum yetmezliği, solunum yolu enfeksiyonlarıdır.

Enzim eksikliği düzeyine bağlı olarak bulguların görülme yaşına göre infantil form (doğumdan itibaren klinik bulguların ortaya çıktığı tip) (klasik form) ve geç başlangıçlı form (non-klasik form) olarak ikiye ayrılmaktadır.

Klasik Pompe Hastalığı (İnfantil/Erken) :

Enzmi aktivitesinin çok düşük olduğu ya da olmadığı hasta grubudur.

Bulgular ilk 1 ayda ortaya çıkar. Kas zayıflığı, baş tutmada gecikme gibi motor gerilik ve büyüme geriliği görülür.

Tedavi başlanmayan olgularda 1 yaşına varmadan kalp veya solunum yetmezliğinden kaybedilir.

Olgularda kanda bakılan kreatin kinaz (CK) yüksekliği mevcuttur.

Ekokardiyografi (EKO) ile kalp büyümesi görülebilir.

Elektromiyografide (EMG) kas etkilenmesine ait bulgular saptanabilir.

Non-Klasik Pompe Hastalığı (Geç başlangıçlı):

Erişkin döneme kadar her hangi bir dönemde bulgu verir.

Yavaş ilerleyen kas güçsüzlüğü vardır. Olgularda solunum kaslarının tutulumuna bağlı solunum yetmezliği görülebilir.

Hastalarda koşma, performans sporlarında tırmanma gibi aktivitelerde yetersizdir.

Halsizlik ve ağrı olguların yarında bildirilmiştir.

Kas bulguları olan olgularda mutlak solunum yetersizliği açısından değerlendirme yapılmalıdır. Uyku anında oluşabilecek solunum yetmezliği için polisomnografi yapılmalıdır.

Hastalık yavaş seyirlidir. Tedavi almayan olgularda ilerleyen dönemlerde hastalar tekerlekli sandalyeye bağımlı veya solunum cihazına bağımlı kalabilir.

Ölümün en sık nedeni solunum yetmezliği olarak bildirilmektedir.

Tanı:

Tanıda kreatin kinaz (CK) yüksekliği önemli bir bulgudur. Bunun yanında kas yıkımına bağlı ALT, AST ve LDH yüksekliği de görülebilir.

Göğüs filminde kalp büyüklüğü saptanabilir.

EKO’da kalp büyüklüğü bulguları mevcuttur. Kalp yetmezliği bulguları saptanabilir.

Enzim düzeyi tayini (kas biyopsisinden, fibroblasttan ya da lökositten) bakılabilir. Deri biyopsisinden fibroblast enzim aktivitesi bakılması enzim düzeyini koymada en iyi yöntemdir.

Kas biyopsisi enzim düzeyini göstermede ve mikroskobik incelemede PAS boyası ile glikojen depolarının ve kas harabiyetinin gösterilmesinde önemlidir. Harabiyet olan yerlerde fibroblast ve yağ dokusu gözlenir.

Non-klasik formların %20’sinin biyopsisinde hem depolanma hem de kas harabiyeti kas tutulmunun heterojenitesi nedeni ile gösterilemeyebilir.

İdrar analizinde tetrasakkaridlerin (Glc4) gösterilmesi Pompe hastalığı için çok duyarlı olmakla birlikte özgüllüğü çok düşüktür. Başka glikojen depo hastalıklarında da idrarda tetrasakkarid atılımı artmaktadır. Fakat tedaviye yanıtın değerlendirilmesinde önemli bir yöntemdir.

Genetik olarak tanı koymak da mümkündür.

Tedavi:

Tedavinin temelinde olası kalp ve solunumsal yetmezliklerin destek tedavisi yatmaktadır.

Alaninden zengin, yüksek proteinli diyet, tedavilerin kısmi faydalı olabildiği bildirilmektedir.

Kalp naklinin etkili olmayacağı öne sürülmektedir.

1999’da enzim replasman tedavisi geliştirilmesi hastalığın ilerleyişini önemli ölçüde yavaşlatmaktadır.

Enzim Replasman Tedavisi:

Myozyme® (alglukosidaz alfa) kullanılmaktadır. Ülkemize Türk Eczacılar Birliği üzerinden yurtdışından gelmektedir.

En dikkat edilmesi gereken konu tedavinin en erken şekilde başlanmasıdır.

Hastalık bulguları ağır olsa dahi enzim tedavisine erken başlandığında bulguların geri döndüğü görülmüştür.

Tedavi damar içine klinik durumuna göre 1-2 haftada bir verilmelidir.

Pompe hastalığı tanı, tedavi ve takip için merkezimize başvurabilirsiniz. Merkez bilgilerimiz için tıklayınız.

Bu konu hakkında bize soru sorabilirisiniz.

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: image.png
Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: ekran-resmi-2024-10-25-11.42.43-1.png

GAUCHER HASTALIĞI

Asit-b-glukosidaz enzim eksikliğine bağlı ortya çıkan hastalıktır. Glukoseramid adlı madde bu enzim ile glukoz ve seramide parçalanmaktadır. Enzim eksikliğinde ise vücudumuzun çeşitli yerlerindeki hücrelerinin içinde glukoseramid birikimi meydana gelir ve hastalık bulguları ortaya çıkar.

Gaucher hastalığı GBA1 (Asit-b-glukosidaz) 1q21 genindeki mutasyon sonucu ortaya çıkar. Hastalık anne ve babadan (otozomal resesif) genetik olarak geçiş göstermektedir.

Hastalıkta özellikle dalak, karaciğer, kemik iliği, beyin, daha nadir olarak akciğer, deri, böbrek, ve kalpte glukoseramid birikim görülmektedir.

Buna bağlı olgularda karaciğer, dalak büyümesi kan hücrelerinde düşüşe bağlı kansızlık akyuvar sayısında ve kanamayı önleyen kan pulcuklarında (trombositlerde) azalma saptanır.

Karaciğer veya dalak veya her ikinde birden büyüklük saptanan olgularda mutlaka gaucher hastalığı araştırılmalıdır.

Hastalık damardan verilen enzim tedavisi (enzim yerine koyma tedavisi) ile önlenebilmektedir.

Hastalık klinik bulgularına göre Tip1, 2 ve 3 olarak üç tipe ayrılmaktadır:

En sık görülen klinik formu tip 1’dir.

Tip 2 formu en ağır ve sinir sistemi tutulumunun en ağır olduğu formudur. Bu olgularda yaşam süresi ortalama 9 ay olarak bildirilmektedir.

Tip 1 formunda sinir sistemi bulguların saptanmadığı formudur. Tip 3 ise sinir sistemi bulgularının Tip 2’ye göre daha hafif şekilde görüldüğü görüldüğü formudur.

Tip 3 gaucher hastalarında çocukluk döneminde sinir sistemi bulguların oluşamaması nedeni ile tip 1 tanısı konulabilir. Zamanla sinir sistemi bulgular ortaya çıkabilir. Hastaların bu açıdan takibi önemlidir.

Tip 1 ve 3 hastaları için damar içi enzim yerine koyma tedavisi mevcuttur.

Gaucher hastalığı tiplerini detaylı inceleyecek olursak

Gaucher Hastalığı tip 1’de nörolojik bulgu mevcut değildir. Non-nöronopatik tip olarak bilinmektedir.

Bebeklik dönemden adölesan döneme kadar geniş bir aralıkta hastalık ortaya çıkabilir.

Karaciğer ve dalak büyüklüğü, kansızlık ve kanın pıhtılaşmasında görev alan kan pulcuklarında (trombositlerde) azalma görülmektedir.

Halsizilik, burun kanaması, cildin kolay morarması bulguları görülür.

Dalak büyümesine bağlı ağır karın ağrısı görülebilir.

Olgularda büyüme gelişme geriliği, gecikmiş erkenlik bulguları görülebilir.

Kemik tutulumu, ağır kemik ağrılarına, kemik kırıklarına ve kamburluk veya omurga eğriliklerine neden olabilir.

Gaucher hastalığı tip 1 hastalarında nörolojik tutulum olmakla birlikte gaucher tip 3 kadar ağır değildir.

Gaucher Hastalığı tip 2 ise ağır nörolojik bulgular vardır. Bu olgularda yaşam süresi ortalama 9 ay olarak bildirilmektedir.

Gaucher Hastalığı tip 3 adölesan dönemde ortaya çıkmakla birlikte nörolojik bulgular mevcuttur.

Tanı:

Hastalarda enzim eksikliğinin gösterilmesi ve genetik mutasyonun tahlili ile tanı konulabilmektedir.

Tedavi:

Enzim replasman tedavisi: Tüm hastalarda tedavi verilmeye gerek yoktur. Sağlık Bakanlığının belirlediği klinik bulguları olan olgulara enzim tedavisi verilmektedir.

Enzim replasman tedavisi ile karaciğer ve dalak boyutlarında gerileme görülür. Kan değerlerinde düzelme sağlanır. Enzim tedavisinin sinir sistemine geçişi olmadığı için sinir sistemi bulguları üzerine etkisi azdır.

Ülkemize şu anda tedarik edilen imiglucerase (Cerezyme) ve taligluseraz alfa (Elelyso) tedavisi 15 günde bir damardan verilir.

Substurat redüksiyon tedavisi: Eliglustat ve Miglustat (Zavesca) etken maddeli ilaçlar glukoseramid oluşumunu baskılayıp vücutta birikmesini önleyerek etki ederler.

Kemik iliği tranplantasyonu: Enzim tedavisi bulunmadan önce en etkin tedavi yöntemiydi. Belirgin yan etkileri ve hastayı kaybetme riski olduğu için eski önemini yitirmiştir.

Gaucher hastalığı tanı, tedavi ve takip için merkezimize başvurabilirsiniz. Merkez bilgilerimiz için tıklayınız.

Bu konu hakkında bize soru sorabilirisiniz.

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: image.png
Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: ekran-resmi-2024-10-25-11.42.43-1.png